Sedat Sezgin’in Öykü Kitabı ‘Toprak Ve Lanet’ Yakında Raflarda

Sedat Sezgin’in Öykü Kitabı ‘Toprak Ve Lanet’ Yakında Raflarda

Sedat Sezgin’in öykü kitabı “Toprak ve Lanet” önümüzdeki hafta itibarıyla Ange Yayınları etiketiyle raflardaki yerini alacak.

Tanıtım Bülteninden

Hiçbir zaman sırf bir öykü yazmış olmak için elime kalemi almış ya da laptopumun başına geçmiş değilim. Benzer şekilde ders vermenin kibrinden ve aptallığından da uzağım. Edebiyatın dünyayı değiştirmeyeceğini elbette biliyorum. Fakat ne zaman bir şeyler yazmak istesem bu topraklarda yaşayan insanları zehirleyen, hayatlarını aksatan irinle tıka basa dolmuş organlarına neşter vurma arzumu da engelleyemiyorum. İrin mide bulandırıcıdır ancak elinde neşter tutan kişi için aynı şey değil. Bu nedenle sizi önceden uyarayım, “Toprak ve Lanet” irinle yazılmış bir kitap. Toprak ve lanet benim için tek şey, bu coğrafyada yaşayan birçoğu için de, hele şu zamanlarda aynı anlamı taşıdığına artık hiç kuşkum yok. Ebette yazılmış olan çoğu edebiyat yapıtları yazarın ihtiyaçları (ego, arzu, varoluş, vb.) doğrultusunda ortaya çıkmış olabilir, yine de bunlar daha iyi ve daha yaşanılır bir dünya yaratma arzusunu da içinde barındırırlar. En azından benim edebiyattan şu ana dek çıkardığım sonuç bu ve unutmamalıyız ki irin dışarı salındığında tüm vücut rahatlar, kısa süreliğine bile olsa.

Sedat Sezgin Kimdir?

1981 Batman doğumlu. Çocukluğunu köyde geçirdi. Lisans eğitimini sağlık alanında tamamladı. Yazın yaşamına öyküyle başladı. Sözcükler, Lacivert, Sincan İstasyonu, Şehir, Ekin Sanat gibi dergilerde öyküleri yayımlandı. Ayrıca Demokrat Haber, Oggito, Edebiyat Haber, Artı Gerçek, K24 ve bazı sitelerde yaptığı okumalar ve çeşitli filmler üzerine yazılar yazdı. Yayımlanmış roman ve öykü kitapları var.

Kitaptan Alıntılar

Gulê çevrenin, hatta tüm Garzan Yöresinin en güzel ağıt yakan kadınıydı. Onun sesini bir kere duyan bir daha unutamazdı. Dinleyenin yüreğine bir hüzün çöker ömür boyu orada kalırdı. Zenginler ölmeden cenazelerinin düşlerini kurar, Gulê’nin önüne bir çuval dolusu para koyar, cansız bedenleri toprağın içine bırakılırken ağıt yaksın diye yalvarırlardı.

Gulê her ölenin arkasından ağıt yakmazdı. “Ağıt yakışanı yüceltir, yakışmayanı yerin dibine sokar,” derdi. Doksan yaşında ölmüş birinin arkasından ağıt yaktığı görülmemişti. Sıcacık yatağında eceliyle ölen kimselere de pek yakmazdı bu ağıdı. “Olmaz,” derdi, “Ağıt yeri göğü inletmeli. Eceliyle ölmüş biri bunu hak etmez.”

Söylendiğine göre; onlarca kişi daha otuzuna varmadan sırf Gulê’nın ağıdından nasip almak için canına kıydı. Kimisi ipi boynuna geçirip ayaklarını havada bıraktı, kimisi yüreğinin derinine kurşun sıktı, kimisi de Dicle’nin soğuk sularına yorgun bedenini bıraktı, bunlara ağladı Gulê.

Taptaze bedenleri daha kavuşamadan yaşamları ellerinden alınan âşıklara da ağladı, zamansız ölen bebelere de.

Gulê öldüğünde kimse ağlamadı, kimse ağıt yakmadı.

Sesiyle yeri göğü inletmiş hiçbir ağıt bu kadına yakışamazdı, dendi.

Tanık olanlar; o gün rüzgâr esmediğini, kuşların cıvıldaşmadığını, bulutların hareketsiz kaldığını söyler. Ve Azrail ona göründüğünde yatağından doğrulup oturmuş olduğunu da. Başına bir eşarp bağlamış Gulê ve son ağıdını yakmış;

Gelecekte mürekkebiyle onu yeniden yaratacak kişinin ölümüne.

Beşinci Sanat

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir