Rıza Karakuş Şiirlerinin İkinci Kitabı, ‘Aklımın Kenar Mahalleleri’

Rıza Karakuş Şiirlerinin İkinci Kitabı, ‘Aklımın Kenar Mahalleleri’

İlk şiir kitabı ‘Naklen Acılar’ ın ardından ikinci şiir kitabı ‘Aklımın Kenar Mahalleleri’ ile Edebiyat serüvenine devam eden Şair Rıza Karakuş, okurlarıyla bir kere daha buluşmanın mutluluğunu yaşamaktadır.

Tanıtım Bülteninden

“Soğudu soğudum gecede
Zihnim sokağa taşmakta evleri aşarak
Bu şehrin ışıkları gözümü alıyor artık sevgilim nefesin ideolojim sirenler sızarken içime

Ve istikbâl en münasip yanıyla dudaklarımızdadır.
Bıçak sırtı hüzünlü ihtilâl sabahlarında mesela yetmişlerde

Tok bir afrika haritası üzerinde gövertmek isterdim sana şiirlerimi aklımın kenar Mahallelerine kaçan ortadoğulu kayıp harflerle. ve kışkırtmak isterdim
Enayi devletin paslı aristokrat kibrini.”

Kitap Adı : Aklımın Kenar Mahalleleri
Yazar : Rıza Karakuş
Yayınevi : İmgenin Çocukları
Hamur Tipi : 2. Hamur
Sayfa Sayısı : 84
Ebat : 13,5 x 19,5
İlk Baskı Yılı : 2021
Baskı Sayısı : 1. Basım
Dil : Türkçe

“ve güneş bir bulutla rahibeleşiyordu”* akarken bu satırlar…

Aklımın Kenar Mahalleleri / Rıza Karakuş

Rıza Karakuş Kimdir?

15 Ocak 1988 tarihinde Ankara’da doğdu. Çocukluğunun altın günlerini İstanbul’da yaşadı. Şu an Ankara’da yaşıyor, evli ve bir çocuk babası.

Üniversite öğrenimini İnşaat Teknolojisi, ardından İşletme ve yüksek lisans dalında Yerel Yönetimler bölümlerinde tamamlayarak mezun oldu.

2020 yılının Ağustos ayında, Klaros Yayınları’ndan ‘Naklen Acılar’ adında ilk şiir kitabı çıktı. 2021 yılının Mart ayında ise, İmgenin Çocukları Yayınevi’nden ‘Aklımın Kenar Mahalleleri’ ikinci şiir kitabı çıktı.

Eserleri yurt çapında çeşitli fanzin ve dergilerde yayımlanmıştır.

Rıza Karakuş Şiirleri

damıtılmış şiir

“ve güneş bir bulutla rahibeleşiyordu”*

akarken bu satırlar…

şımarık bir fesleğen olsaydım
balkonunda Zelda’nın,
burcu burcu şiirler derseydi o
hayatın kemirgen yüküne,
ben koksam
o yazsaydı.
ben koksam
o yaşasaydı.

sonra seneleri geri sarıp
Füruğ’a düşseydi yolumuz
iranî şarkılarda şaraba hüzün katıp
aşk damıtsaydık zarif damarlarımıza en kırmızısından,
ben içsem
o yazsaydı.
ben içsem
o kanasaydı.

ah şu şiire dökülen kadınlar
hayatın siyah-beyaz abaküsünden…

şu beti benzi kararmış yer yüzünün
birer ışıklı muştusu olacaktır
şiir yazan kadınlar
saçlarını akıta akıta kağıdın yüzüne…
ah hayat…

çırpınıyor işte bacaklarımız her sabah
yaşam denen kavga için
yükümüz ağır mı ağır
yaşamı taşıyoruz.
yaşam taşıyoruz
yaşamak için…

ruhumda suyun ilahisi

dallarına tüneyip
körpe yapraklarına kıydığım ağaçların
yarasından sızan bulutlara yaslandım bu sabah.

yıkık ve kurak bir çocuk parkı sanki ruhum
kimseler yok kimseler
ses yok
s e s y o k
bir tek kendi sesim var:
sapsarı kesilmiş bir salıncağa çarparak zihnimde yankılanan sesim.

kuşlara ihbar ediyorum yenilgilerimi histerik çıplaklığımla
yorgun ağaçlar altında çok sular buruştu
taşa sığdı sessizliğim
taşa sığındı ürkekliğim

budanmış şarkılar huzurunda
reşit olmayan dokunaklı bir dua ile
bahçene dikiyorum zencefil kokan ellerimi tanrım;
tanırsın
bağışlarsın
ışık olursun.

kuyunun kalbinde
suyun ve sesin ilahisi
raks etmekte solgun ruhumda.

rakıyla aşka tutuşan suyun hürmetine
saçlarına Furuğ takan tüm kadınları
şiirime bağışlıyorum.

otuz üçlük

ölüp giderken arkasına bile bakmadan günler
dudaklarımı kemiriyorum ıssızlığıma sığınarak
içimde içine kapanık bir sarmaşık
ve sabahına kapanan açılmayan perdeler
parmaklarıma dolanan sigara izmaritleri
ve o izmaritlere mezar olan ciğerlerim

unutuyorum çoğu zaman saçlarımı
bin atlı akınlarca kuşatılan arsız beyazlarımı
görmezden geliyorum kaçamıyorum
yaşlanıyorum ben de bu yaşlı çirkin evrende

iki hecelik adımla hüviyetimi süsledim
hemcinslerimin iç kanama geçirmiş ağızlarına
ağız dolusu sövmekten kaçınmadım hiç
ben beni bildiğimden beri
parmaklarım kalemine yarsıdı hep
çocukluğumun altın saçlarını annemden veresiye aldım, tarağınıysa babamdan

sırtımı kelimelere yasladım
sırtım dizlerim şiirlerde paslandı

işte, işte bunlar ellerim sevgilim
ellerim
sarsana

önce yüzümüzde başlar
zamanın arsız erozyonu
çürüterek tenimizi…

topyekûn her gün yeni yasalarla
somutlanıyor ağrılı varlığımız!

ne mutlu ki denize öykünen göle
ne mutlu bir güneş gibi
omuz başlarımızda sancıyan ve doğan şiire…

Beşinci Sanat

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir