Reyhan

Reyhan

Aynı alışılmışlıklarla başlayan bir gün… Eski somyanın üstünde oturmuş dışarıyı izleyen bir çift göz…

Somyanın Üstündeki senelik basma divan örtüsünü düzeltip dışarıdaki puslu havaya yöneldim. Ne güneş vardı havada ne de bir samimiyet. Bunalmıştım, baktıkça içim kararıyor o günlerin aklıma gelmesini engelleyemiyordum. Birden camdan yansımasını gördüğüm kızımın sesiyle yerimden irkildim ve şevkat dolu gözlerle bakışlarımı ona doğrultarak
yumuşacık bir sesle “Elif”dedim.

Kaşlarını biraz çatmış dudağını büzmüş şekilde “şeyy” diye mırıldandı. Anlamamış halimle Elif’e, ” Ne kızım, gevelemesene ağzında “ diyerek cevap verdim. Elif derin bir nefes alıp hemen ardından;

– Olmuyor işte, yapamıyorum sürekli kayıyor saçlarım elimden,toplayamıyorum. Annemin yaptığı gibi istiyorum. Güzel oluyordu öyle…

Yüzünün asıklığı ile dizlerimin dibine çöküverdi. Tüylerim diken diken olmuştu. Daha kendime bile açıklayamadığım durumun izlerini kalbimin ve yüreğimin en derinlerinde yaşıyordum. Yüzleşmekten korktuğum duyguyla karşı karşıyaydım. Gözlerimi daldığım
boşluktan kurtarmaya çalıştım. Aslında kurtarmaya çalıştığım gözlerim miydi; yoksa, kızımın söylediği cümleyle yıkılan paramparça olan ruhum muydu bilmiyordum. Bir türlü anlam veremiyordum olup bitenlere. Üstünden aylar geçmişti ama yaşadıklarımın hala rüya olması temennisiyle günlerimi geçiriyordum.
Buruk bir ses beni kendime getirmişti o an:

-Baba!
-Efendim kızım,söyle Elif’im.
-Sen toplasana saçlarımı baba,ama güzel olsun olur mu, okulda dalga geçtiler dün benimle, çirkin olmuş dediler.
Gözlerim dolu dolu parmaklarımın ucuyla kızımın saçlarına dokundum. İçim acıyordu, sevgim acıyordu. Bu saçlar sevdiğimin saçlarından kızıma armağandı. Onunki gibi güneş sarısı onunki gibi deniz dalgalı, reyhan kokuluydu… Elime tarak alıp taramaya başladım yavaş yavaş.
Kızımın her saç teline baktığımda annesiyle geçen günlerim aklıma geliyordu. Gözümün önünden sızması, aklımdan sesi gitmiyordu. Nasıl olacaktı ki onsuz bir hayat. Nasıl geçecekti bu günler? Adeta aklım karmaşık duygularımın esirindeydi. Çaresizlik artık benim için içinden çıkılamaz bir labirent olmuştu ve kendimi kaybetmiştim. Toparlanmam gerekiyordu, biliyordum zordu ama kızım için daha iyi olmalıydım, onun iyiliğini düşünmeliydim.

Kızımın saçlarını topladım ve anlına bir buse kondurdum.
Birden kapı çaldı ve Elif’in arkadaşının sesi duyuldu kulaklarda:

-Hadi Eliif seni bekliyoruz, evcilik oynayacaz daha bebeğini alda gel hemen, Yasemin de geldi bak, hadii !
Bir yandan arkadaşının sesi bir yandan da kapıya vurulan tokmağın sesleri evi doldurmuştu.

Elif sorar gözlerle izin istercesine bana bakıyordu. Elinden tutup onu karşıma aldım.
-Hadi bekletme arkadaşını oyununu oyna bakalım.
Elif elindeki bebeğini sıkı sıkı bağrına basarak arkadaşının yanına gitti. Öyle çok severdi ki bebeğini yanından ayırmazdı. Annesi almıştı ona o bebeği. Uyurken bile yanında tutardı.Annesinin yanında olduğunu düşünüp uykuya dalardı.

Kapının kapanma sesini duydum. Aniden gözümden yaşlar süzülmeye başladı. Mutfağa gidip bir bardak su içmeye çalıştım. Titriyordu ellerim, buz gibi olmuştu. Tonlarca yük sanki omuzlarıma yığılmış öylece duruyordu. Gözlerim mutfağın aralanmış perdesinden gözüken bahçeye ilişti. Ne manidardı benim için bu bahçe… ne anılarım vardı ne sevinçlerim, umutlarım… Beraber diktiğimiz reyhan çiçeğinin kokuları bahçenin dört bir yanını sarmıştı. Yaz günlerinde kahvaltı yaptığımız masanın üzerinde o günden kalan tabakları
toplayamamıştım. Ellerim gitmemişti toplamaya. Her şey çok güzeldi aslında, o gün sevdiğimin ışıl ışıl bakışlarıyla uyanmıştım. Herkes için normaldi belki böyle şeyler ama benim için yarına böyle uyanamama ihtimalim de vardı.Sevdiğimin hastalığı ilerlemişti ve artık her
uyandığı gün bir korkuyla uyanıyordum. Aklıma getirmek istemediğim dile dökemediğim kelimelerle durmaksızın savaşıyordum. O gün, o lanet günde sevdiğim kadın mutfağa reyhanları sulamak için su almaya gitmişti. Öyle güzel neşe dolu gitmişti ki onu izlemeye doyamamıştım.

Rüzgar esintisiyle savrulan saçlarına baktıkça daha çok aşık oluyordum.
Gitmişti ama dönmemişti. Bir insan ölüme bile bu kadar güzel gidebilir miydi? Dakikalarca gelmeyişinin nedenini anlayamadım ve mutfağa gidip baktığımda yığılmış halde gördüğüm sevdiğimin üstüne kapanıp ağlamaya başladım. Bu kadar erken gitmemeliydi. Daha
yaşayacağımız onca şey varken bu veda olmamalıydı. O gitmişti. Benim evim gitmişti, sığınağım gitmişti. Ben ise bitmiştim. Ruhumun eridiğini, kanımın çekildiğini
hissediyordum. Ama tek bir şeyin farkındaydım. Elifim, canımdan bir parça olan kızım için dayanmalıydım. Annesinin yokluğunu hissettirmemeliydim. Hem anne hem de baba olmalıydım kızıma.

Bu düşüncelere dalıp o gün gözümün önünden geçti gitti ve ardından kızımın sesiyle birden arkama döndüm.
-Baba! Ben geldim, geç kalmadım değil mi?
-Gel kızım gel, oynasaydın biraz daha.
-Yok baba ya,hem uykum geldi biraz uyuyalım mı beraber ?

Küçük bir gülümsemeyle Elifimin elinden tuttum ve odasına doğru yürümeye başladık. Elif boynuma ellerini dolamış gözlerini kapatmıştı. Onun saçlarını koklamaya doyamıyordum.
Duvardaki çerçeveye baktığımda üçümüzün resmini gördüm. Aramızda Elif vardı ve gülümsemelerimiz sevgi doluydu. Biraz hüzünlenir gibi oldum ama ona belli etmemeye çalıştım. Dışına yansıtamadığım kelimeleri fotoğrafa bakıp içimden söylemeye başladım.

-Ah be sevdiğim o gülüşün şuan fotoğrafta gibi gözükse de her daim kalbimde sıcacık yerlerin sahibi. Hep de öyle olacak, yanımızda, ruhumuzda, aklımızda… O reyhan kokun ise aldığım en güzel koku olarak kalacak…

Gülsüm Erden

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir