Modern Sanatın Gölgesindeki Mozaik

Modern Sanatın Gölgesindeki Mozaik

Pek çok sanat eserini oluşturan yapı taşlarının Roma’ya ait olduğunu düşünürüz. Mozaiklerde bunlardan biridir. Antik Roma’da sonrasında da modern Roma ve Rönesans döneminde oldukça sık kullanılan mozaiklerin kökeni Yunanistan’a dayanmaktadır. M.Ö. 2. yüzyılda Roma, Yunanistan’ı tamamen ele geçirip eyaleti konumuna dönüştürmüştür. Yunanistan’ın, bir Roma eyaleti olmasıyla birlikte mozaik sanatı da, Helen kültüründen Romalılara geçmiştir. Korinth, bozulmadan sağlam kalmış olan ilk Yunan süslemeli yani çakıl taşlı mozaiğiyle böbürlenirdi; yuvarlak formdaki, kenarlarında üçgenler olan, zikzaklar ve bir şeritle çerçeve formu verilmiş olan yaklaşık MÖ 420 yılına tarihlendirilen mozaik eserde, şehvet düşkünü bir eşeğin, insan başlı atın bir leoparın peşi sıra koşması tasvir edilmiştir. Bu tarz eserlerin ortaya çıkartılması için iyi eğitimli zanaatkarların olması gerekiyordu. MÖ 3. yüzyıldan itibaren Yunan mozaikleri çok geniş bir renk skalası içeren, özenle kübik şekillerde kesilmiş taşlardan yapılmaya başlandığından ve gösterilen bu çabayla beraber çok fazla zaman geçmeden, uzaktan bakıldıklarında bu eserler adeta bir tablo gibi görülmeye başlandılar. Bu da zanaatkarların eğitimi konusunun çok daha detaylı ve yoğun bir hal almasını sağlamıştır.

Bir mozaik eser sadece çakıl taşlarından, taş parçalarından veya kil, alçı ya da harçla sabitlenmiş camlardan yapılı bir resimden ibaret değildir. Aynı zamanda sosyal ve mimari bir modeldir. Özellikle Antik Roma’da ince işçilikli, çok renkli mozaikler sıradan halk evlerinde veya halka açık alanlarda bulunabilecek eserler değillerdi. Daha ziyade zenginlerin evinde bulunan bu yapılar görenleri hayran bırakmak için yapılırdı. Evin çeşitli bölümlerine yapılan mozaikler farklı statüde olabiliyordu. Mozaikler adeta bir odalar hiyerarşisi oluşturuyordu; eve girer girmez göze çarpan nispeten ucuz siyah-beyaz mozaikler konukları ağırlanacakları renkli mozaiklerle ve ince işçilikle süslenmiş olan odalara yönlendirirdi. Odalar içindeki mozaikler aynı zamanda o odanın kullanıma yönelik olarak tematik işlemelerle icra edilirdi; mesela yemek yenilen bölümde yiyecek ve içecek temaları, yatak odasında aşk ve cinsellik sahneleri, banyolarda ise masöz veya masör temaları işlenirdi.

Kimi zaman mozaik sanatı hiciv ve espri anlayışı ile uygulanırdı. Geçmiş bir olayı veya eleştirel bir yaklaşımı ifade edebilirdi. Yer mozaikleri ile duvar resimleri arasında her daim bir bütünlük vardı ve bu da insanlarda ileri safhada bir planlama yapıldığı düşüncesi oluştururdu. M.S. 1. yüzyıldan itibaren İtalya’dan Britanya’ya, İspanya’dan Kuzey Afrika’ya, Sicilya’dan Suriye’ye kadar imparatorluğun dört bir yanı mozaik eserleriyle kaplanmıştı. Daha sonraları adım adım Hristiyanlığın yayılması ve artan kiliselerle birlikte mozaikler kiliselerde de kullanılmaya başlanmıştır. Rönesans Avrupa’sında da pek çok eserde kullanılmış ve ilham kaynağı olmuştur. Günümüze kadar da kullanımı yaygın bir şekilde devam etmiştir. Ancak bazı soru işaretleri halen güncelliğini korumaktadır. Örneğin, mozaikleri tasarlayan kişi ile uygulayanlar aynı mıydı? Herhangi bir figür kataloğu veya rehberi gibi kaynaklar mevcut muydu ve kendinden sonraki döneme aynı figürler birebir nasıl taşındı? Elimizdeki kaynaklarla bu sorulara net cevaplar veremiyoruz; fakat mozaik sanatının geçmişte olduğu gibi bizleri halen nasıl büyülediğinde hemfikiriz…

Arif Tan

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir