Metin Ve Angeli – Güvercinler Uçuruyorum

Metin Ve Angeli – Güvercinler Uçuruyorum

Günaydın yalnızlığım. Sabah sabah gözlerimin içine giren buğulu bir güneşle kalktım. Her zamanki rutin duş, kahvaltı ve sigara, kahve alışkanlığımla üstüme birkaç parça kıyafet geçirip istiklalin yolunu tuttum. Raif’le karşılaştım şapelin yirmi adım gerisinde. Seni sordu, kanata kanata yaramı hala burada mı? dedi. Evet dedim ama sen gel de bana sor. Beraber seni görmeye Şapelin kapısına geçtik. Nasılda kırışmış ellerin, ne kadar yakışmış yaşlılık sana yüzün daha bir güzel olmuş. Yanımızdan öylece çekip gittin. Raif gel dedi. Ayaklarım Raif’e ruhum sana uydu. Ama bunu bir ben bir de beni yaratan bildi. Garip bir meyhaneye girdik, hala çıplak kadın resimlerinin olduğu ve balıkçı ağlarıyla tavanına dekorasyon yapmaya çalışmışlar. ‘‘Çirkin’’ ‘‘Efendim.’’ ‘’Çirkin, becerememişler.’’ Tavanı göstererek. ‘‘Boş ver. Mezeleri güzel. Anlat bakalım neler yapıyorsun?’’ Raif iyi çocuk ama zevkleri berbat. Yoksa o Saduman karısıyla evlenir miydi? Bir gülümseme geliyor dudaklarıma yüzüm öyle unutmuş ki gülmeyi geriliyorum. Mezeler, rakı ve sıcak ekmek geliyor masamıza, dışarıya dalıyor gözlerim martıların yokluğuna çıkardığı yakarışlara dalıyorum. Şu Raif olmasa ağlayacağım. ‘‘Yahu anlat be arkadaş. Yıllardır susuyorsun zaten. Dök içini artık.’’ Geveze herif. Bakıyor ki konuşmaya niyetim yok o başlıyor her zamanki gibi. Şehit oğlunu anlatıyor, kızının aptal kocasından bahsediyor. Karısının geçimsizliği huysuzluğu derken masaya kocaman bir sessizlik yapışıyor. ”Birinin kızı oldu.” ‘‘Mezeleri güzelmiş.’’ Sarhoş yüzü ve şaşkın gözleriyle bakıp oda dalıyor Marmara’nın martılarına. ‘‘Angeli ile ayrılalı 45 yıl geçti Metin ve siz hiç evlenmediniz. Sen neden hala oradasın bırak artık gönlünü en azından kalan hayatını güzel yaşa.’’ ‘‘Raif birkaç hafta sonra yine gelelim. Barbunu da güzelmiş. Hadi bana müsaade, hesabı ben öderim.’’ Güneş batmaya yakın çıkıyorum dışarı eylülün sonları hep serin olur. Bir taksiye el edip atıyorum bedenimi içeri. ‘‘Beşiktaş evlat vardığımızda ben sana tarif ederim.’’ Geveze bir taksiciyle İstanbul trafiğini geçmeye çalışıyorum. Maçlar, kadınlar, kısa mesafe ve sarhoş yolcuların pisliğini dinliyorum. Standart sohbetlere oldum olası sıkılırım. Zaten belli bir süre sonra delikanlı susuyor. Mahalleye varıyorum. sokağın girişinde iniyor. Kapının önünde koşturan çocuklar için bakkaldan bir kutu çikolata alıp apartmanın girişine usulca gidiyorum. Hemen arkamdan ‘‘Metin amca bizim çukulataları unuttun.’’ ‘‘Hergeleler sizi.’’ Akşam ezanı okunmaya başlıyor çocuklar çikolataları alıp kaldırıma diziliyor. Genç anneler pencereden bağırıyor. ‘‘Hadi içeri ezan okundu baban gelecek şimdi.’’ Cevap belli duyamadan apartman kapısı zindan kapısı gibi çarpıyor. İki katlı eski bir bina zor bulunan cinsten geniş ve ferah. Ama rutubetli. Kuşlara çıkmam gerek ama bir bardak daha rakı içesim geliyor. Koyuyorum masama bardağı ve şiirim geliyor.

GÜVERCİNLER UÇURUYORUM

Sağlığına içiyorum, mezem yine sessizlik,
Pencerem sokağın şarkılarını taşıyor,
Bir de ben küserken, hayatın gülüşlerini.
Kadeh kadeh acı yüklü vagonlar geçiyor,
Gidenleri sana, kalanları bana benzetiyorum.
Az ileride uçak piste konuyor,
Kavuşma hissiyle yanıp tutuşan çığırtkan tekerlekleri,
Acı içinde ses çıkartıyor.
Hayalimde dudaklarının sıcaklığı
Nefesinin bahar kokusu canlanıyor.
Pencerenin önünde öpüşen çifte dalıyor gözlerim,
Onları yadırgayan seslere aldırış etmeyen,
Cesur yüreklere, kadeh kaldırıyorum,
Şerefe.
Bu şehirde aşk,
Gürültü,
Hep gürültü sevgilim.
Adam akıllı düşmüyor aklıma çevirdiğim numaralar,
Hep bir meşgul tüm sevdiğim kadınlar.
Çatıdan güvercinler uçuruyorum,
Hepsi üzgün dönüyor semanın seyrinden,
Biri kayıp o da sana geliyor.
Ben mi?
Senin sağlığına içiyorum.

Fatih Cihat Köksal

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir