Metin Ve Angeli /8 – Çocuk Gelin

Metin Ve Angeli /8 – Çocuk Gelin

Ertesi gün Cemile sabahtan geliyor. Gelirken de Kült böreği getirmiş. Demliyoruz çayı oturuyoruz sofraya. ‘‘Kız pudra şekerini uzat.’’ ‘‘Çok dökme Metin amca.’’ ‘‘Neden?’’ ‘‘Şekerin çıkmasın.’’ ‘‘Kızım bende şeker yok ki.’’ ‘‘Dün televizyonda, programda söylediler. Çok şeker yersen şekerin çıkarmış.’’ Geliyor bana bir gülme. Kahkahanın dozunu kaçırınca Cemile’de başlıyor gülmeye. Rahmetli hep söylerdi. Gülümsemek bulaşıcıdır. Ama hiç gülmezdi. Cemile bir tıkanıyor. Vuruyorum sırtına yok, kız morardı moraracak. Bir ara dikti gözlerini gözlerime, Allah dedim gidiyor. Hemen aklıma Heimlich hareketi geliyor. Kavrıyorum arkadan Cemile’yi İman tahtasının altından kuvvetlice bir baskı yapıyorum, fırlıyor zeytin çekirdeği direk çayın içine. Kızın yüzüne renk geliyor hemen. ‘‘Sağ ol. Metin amca.’’ ‘‘Ne demek Cemile. Güzel kızım benim.’’ Oturuyoruz tekrar masaya bu sefer dikkatimi karşı pencereden sarkmış bizi gözleyen Ruhi çekiyor. Bunun gözler iyice gitmiş. Düşecek bir gün camdan aşağı, her yer Ruhi. Bakıyorum Cemile’nin ağzı boş patlatıyorum bir kahkaha daha Cemile’de neye güldüğümden habersiz gülüyor garibim. Sabah sabah güne gülerek başlayınca ağlamasak bari deyip, kulağımızı çekip masaya vuruyoruz. Şaman adeti. Gidiyorum salona açıyorum gazeteyi. Hep siyaset, futbol, cinayet şu güzel yurdumda bir gün edebiyat, şiir, sanatta yazılır inşallah. Canım sıkılıyor kapatıyorum gazeteyi. Aklıma Müşkülpesentin oğlu geliyor. Cemile sağ olsun arıyor. ‘‘Alo.’’ Ulan bu çocuğun adı neydi. Kartı da Cemile alıp gitmiş. ‘‘Oğlum ben Metin amcan.’’ ‘‘Hangi Metin.’’ Kadriye karısı duysun da kulağını dayasın diye sesli söylüyor. ‘‘Alt mahalleden Oğlum tanımadın mı?’’ ‘‘Tanıdım. Kusura bakma Metin amca, buyur. Annemi vereyim istersen.’’ Heh Kadriye geldi. -Ne yapayım senin çamaşır sulu anneni. ‘‘Yok. Oğlum benim sana ihtiyacım var. Seninle bugün görüşsek. Baş başa.’’ Özellikle baş başa diyorum ki Kadriye musallat olmasın. ‘‘Metin amca bugün çok işim var, inan ki hiç müsait vaktim yok. Bak yarın ben seni alayım hem bir şeyler yeriz hem de sohbet ederiz.’’ Sesinde hissettiğim ton pek hoşuma gitmedi ama. ‘‘Olur. Oğlum sabahtan buluşalım öyleyse. Hadi selametle. Annene selam söyle.’’ Kadriye’nin suratı hayal ediyorum, yine bir gülme geliyor. Neyse bari gideyim Seyfi’nin gönlünü almaya. Çıkıyorum sokağa dışarısı iyiden iyiye soğumuş, ağaçlar neredeyse tamamen soyunmuş. Giriyor koluma yalnızlığım, çıkıyoruz beraber mahalleden. Üç sokak ötede apartmanların arasında kalmış bahçeli, dubleks gece kondu gibi bakımsız, sıvaları desen bir var bir yok eve ulaşıyoruz. -Sen kapıda bekle diyorum, yalnızlığıma. Bahçe kapısından evin kapısına kadar parke taşları sayıyorum. 23 tane. Kapıda 12 yaşında bir kız çocuğu, Seyfi’ninkilerden değil. Ya da onun ne bileyim. Adam evin içine kuluçka makinası mı koymuş. Kapıyı çalacağım Hace açıyor kapıyı. Beni görünce kapıyor baş örtüsüyle ağzını. ‘‘Seyfii.’’ Hace, kaçıyor içeri. Seyfi dışarı. Anlatıyorum bahçe kapısının önünde olan biteni. Gülüyor, ben de gülüyorum tabi. Neyse diyorum. ‘‘Yenge hanıma aldım. Sen verirsin artık. Kusura bakmasın.’’ ‘‘Ne kusuru Metin amcam.’’ Sesleniyor. ‘‘Sümbüll.’’ Ayaklarım yerden kesiliyor. Sümbül kapıda duran kız çocuğu. Yaklaşıyor, yaklaşıyor. O yaklaştıkça benim sinirler iyice geriliyor. Takıyor kızın yakasına altını gönderiyor içeri. Betim benzim atınca ‘‘Metin amca. İyi misin? Gel şöyle otur.’’ -Değilim ulan. ‘‘Değilim! Seyfi sen ne yaptın? Oğlum. Bu daha sabi.’’ ‘‘Yok. Vallah düşündüğün gibi değildir. Gel hele kahveye gidelim anlatayım.’’ Çıkıyoruz bahçeden, kahveye kadar suratına tükürmemek için kendimi tutuyorum. Demlik Fuat çayları bırakıyor kaçıyor. ‘‘Metin amca.’’ -Hay senin Metin amcana. ‘‘Sümbül benim Dayı oğlunun kızı. İki hafta önce İstanbul’a gelirlerken kaza geçirdiler. Annesi babası rahmetlik oldu. Bizim o tarafta kimse kıza sahip çıkmadı. Benim de gönlüm yurda vermeyi razı görmedi. Ehh devlette bana kızı vermez. Bende alem laf söz etmesin, hem de büyüyene kadar ev işleri öğrensin diye bu yolu buldum.’’ -İyi bok yedin. ‘‘Seyfi! Oğlum seni severim ama bu işler böyle olmaz. Bak kıza ama uzaktan bir bak. Ne kadar mutsuz. Zaten bir travma atlatmış bir de sen kıza sahip çıkacağım diye, evlenmişsin. Yanlış. Bu işler böyle olmaz. Evlenmeseydin de kızım, yeğenim deseydin ya be paşam. Bu kıza dokunmayacaksın Seyfi. İlk işin yarın okula yazdırmak. Boşa kızı. Burada hemen.’’ ‘‘Yahu dur. Metin amca. Benim niyetimde bu zaten ben çoktan boşamışım. Maksat el âlem pis pis konuşmasın. Okula da başlıyor, bizim çocuklarla.’’ ‘‘Bak! Seyfi. El âlem ne der? Ben bilmem! Babanı çok severdim rahmetli. Sende baban gibi mert adamsın. Bu yaptığın mahallelinin gözünde çok ayıp karşılanmıştır. Yakında çıkar dedikodusu. Hemen bu yanlışı düzelt. Oğlum.’’ Bozuluyor tabi ama haklı olduğumu da adı gibi biliyor. ‘‘Seyfi! Ben sana kızdım ama konuştukça affettim de. Kaldır bakıyım başını. Okut Seyfi. Belki bu kızı sana Allah göndermiştir.’’ Seyfi’nin suratı kıpkırmızı. Kaldırıyor kafasını. Gözünde damla yaş, düştü düşecek. ‘‘Hace de kızdı. Bizim hanım kadar kafam çalışmıyor. Sen bin yaşa Metin amca. Merakta etmeyesin. Hep kızımdı, öyle de kalacak.’’ Sözü sözdür, bu oğlanın. Güveniyorum, keyiflenince bir sigara yakıyorum. Fuat boşları alıyor. Doluları bırakıyor. Seyfi, çayları ödeyip kalkıyor. Bende eve gidip zor açan Sümbülüme şiir okuyorum.
29.09.2021


ÇOCUK GELİN

Bahara döktüm sevgileri
Sonbaharda hasat ettim
Elimde bir kuru dal
Altımda altın sarısı yapraklar
Sağım solum sobe
Elde kalan ebe
Yuvarladım mahallenin yukarısından
Eteğimde biriken tozları
Birazda keyiflen dedim hasadıma
Yaktım acı veren otları
Önüm arkam sobe
Saklanmalı sırlar ama ebe
Kışa döküyorum sevgileri
Yaza görüşürüz artık
Dalgalar epey azgın
Adım adım yokluk hayat
Mahşerde görüşürüz artık
Elimde bebek bezim
Kolumda altın bileziğim
Bir de sıkı sıkı bağlanmış kurdelelerim
Suskun bir düğün
Bu benim cenaze merasimim
Attım son topu dün sokağa
İstop
Şimdi kadın olma vaktim.


13.09.2021
Fatih Cihat Köksal

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir