Kazanma

Kazanma

Sınav kâğıtlarını okumayan hocasının verdiği nota içerler halde yolda yürürken ihtiyar bir saat tamircisine ilişti gözü. İşine pür dikkat kesilişi karşısında hayranlığını gizleyemedi. Bozuk kol saatlerinden birinin içine ince ince dokunuşu kendi içinde birçok öğüdü barındırır nitelikteydi. Gözlüğünün sağ camına iliştirdiği küçük mercek, saatin gözle görülmesi güç parçacıklarını daha iyi görmesini sağlıyordu.
Selam verip yanına oturdu. İhtiyarın saati tamir edişini izledi. Saat tamir oldu. Arkasına takılan küçük pil yardımıyla çalışmaya başladı. İhtiyar, kolunda takılı saate bakıp tamir ettiği saatin ayarını gerçekleştirdi. O anki sessizliğe son veren tik taklar yükselmeye başladı saatten.

Genç, içinden “Tamirci saatlere bakmadan sahiplerine iade etse ona herhangi bir ücret ödenir miydi? ya da onca emeğinin sonucunda saatleri teslim ettiğinde onun bu emeğine bakmadan müşteriler düşük paralar verse bu hakkaniyetli olur muydu?” sorularına cevaplar ararken ihtiyar söze girdi.

İhtiyar: İzleyen biri için zor bir iş gibi görünebilir; ama öyle değil.
Genç: Değil mi? Kolay mı peki?
İhtiyar: Değil. Görünenden daha zor! Senin birkaç dakikadır seyrettiklerini yapabilmek için ne kadar zaman harcadım biliyor musun?
Genç: Bilmiyorum!
İhtiyar: Bilmiyorsun… Bilmemenin yükü ne kadar hafif… Lakin bilse de insan yazgısından kaçamaz bilmese de…
Genç: Nasıl?
Zamanının genelini yalnız geçiren ihtiyar gelecek soruyu beklercesine iştahlı şekilde sürdürdü konuşmasını:
İhtiyar: Yani bilmezsen donarak ölürsün; bilirsen yanarak… Ölümün kaçınılmaz son olduğu yaşamın bir parçasıyız hepimiz. Var olan her şeyin yok olmayı da tadacağı gerçekliğin karşısında umarsızca hayatı kovalayan insanlarız.
İnsanlarız… Her kalıba her an girebilecek özellikte insanlar. İradesi, nefsi, duyguları, düşünceleri, vicdanı kendi içerisinde sürekli devinim halinde olan varlıklar. Varlığımızı neyimize adarsak o oluyoruz.
Beş parçadan oluşan karakter şemasında vicdanımız irademize hükmederse başka biri; duygularımız düşüncelerimize galebe çalarsa bambaşka biri oluyoruz. Nefsimiz düşüncelerimizi esir aldığında ise daha başka…
Başkalaşım içerisinde devamlı yoğrulup duruyoruz. Yoruluyoruz kimi zaman. Kimi zaman pes ediyor olduğumuz yerde kalıyoruz. Kimi zaman hevesimiz hırsımıza yol veriyor; biz yola hırsla devam ediyor her şeyi yıkıp geçiyoruz.

Hırsımız gözlerimizi kör ediyor. Neyi yıktığımızı, kimi kırdığımızı bilmeden sürdürüyoruz yolculuğumuzu. Umarsızca attığımız adımların ardında bizi umursayanların diz çökmüş halde bize bakışlarında düşüyoruz gözlerden. Farkında olmadan…
Farkına varmadan nefsimizi düşüncelerimiz ve duygularımızla kardeş görüyor; aldığımız kararlar, attığımız adımlarda düşüncelerimizle duygudaşlık kurma yanılsamasına düşüyoruz.

Düşünmüyoruz bir zaman sonra artık. Vicdanımızın sesine kulak tıkayışımızla son buluyor düşünceler. Nefsin dayattığı duyguların gölgesinde serinlemeye çalışıyoruz. Her serinleme derin bir üşümeyle son buluyor.
Yalnızlığın ayazında donuklaşıyor irademiz; önceden rehberliği nefsimize kaptırmasının da tesiri ile. Nefsin her kılığa girebildiği soyut varoluşunda kaybetmeye mahkûm sürdürüyoruz yaşamı.

Kazanmaya doğru ilerlediğimizi düşündüğümüz anda hem de… Duygularımız başarının tadını duyumsattığında… Vicdanımızın silik sesine duyarsız kaldığımızda… Bütün bileşenleri karakterimizin, nefsin esareti altına girdiğinde…
Yolda umduğumuza ulaştığımızda dahi… Hedeflediğimizi elde ettiğimizde… Yol yordam bilmeden gidişimizde kaybediyoruz her şeyi. Kazanmanın anlık hazzına kurban veriyoruz kaybettiklerimizi.

Tadına doyumsuz kazanmanın kurbanlarıyız biz. Anlık hazzın sürersizliği sebep oluyor buna. Anlık haz için verilen mücadelenin anlamını yitirdiği anlarda kaybediyoruz aslında. Kazanırken hem de… Kazandığımızı düşündüğümüzü bize nefsimiz salık verdiğinde… Nefsin sesine duygularımız eşlik ettiğinde. Vicdanımız iktidarını yitirdiğinde…

Başarıyı sadece kazanmak olarak gördüğümüzde çağırıyoruz kaybetmeyi. Sonu mutlak kazanmayla bitmeyecek mücadeleleri öncelemediğimiz için kaybediyoruz. Hayatın gerçekliği içerisinde bazen bir kişinin ödülü olan başarıya binlerce insan göz diktiğinde kaybediyor herkes. O başarıya ulaşan o bir kişi dahi…
Mücadelenin kendisi değerli görüldüğünde anlam kazanacak yaşamımız. Asıl kazanımın o mücadele olduğunu anladığımızda. Çabaya anlam yüklediğimizde… Verdiğimiz mücadelenin ölçüsü mutluluğumuzu belirlediğinde değerli bir varoluş elde edecek duygularımız.

Yol yordam bilerek gittiğimizde… Kırmadan dökmeden… Nerde nasıl gittiğimizin farkında olduğumuzda… Yolda giden diğer insanların mücadelelerine saygı duyduğumuzda… Nefsimizi bir köpek gibi bize sadık hale getirdiğimizde… Ara ara önüne kemik koyup susturduğumuzda… Vicdanımızın sesini açtığımızda…
Olmayla olmama arasında bir denkleme eklemli halde duran kazanmanın tek başına bir başarı kriteri olmadığını özümsediğimizde… Özgüven denen şeyin başkalarını yıkıp geçmek, başka insanların sendeleyip düşmelerine sevinmek olmadığını idrak ettiğimizde…
Başka insanların alın teriyle gelmeye çalıştıkları yere birilerinin kucağında gelmeyi tercih etmediğimizde… Bir yere mücadelesiz gelen kişilerin mücadeleyi önceleyen insanlara pişkin pişkin sırıtışına aldırmadığımızda. Sırıtışları burnuna ot kaçmış gergedanı andıran o canlıları pişkinlikleriyle baş başa bırakabildiğimizde…
Çalışmanın, çabalamanın, sınırlarımızın tüm hudutlarını zorlarcasına yürüttüğümüz mücadelenin kendisinin başarıyı bir kazanıma dönüştürdüğü gerçeğini göz ardı etmediğimizde anlamlı hale gelecek yaşamımız. Adına başarı dediğimiz tüm eylemlerimize geriye dönüp baktığımızda çektiğimiz çile ölçüsünde değer kazanacak başarımız.

Sonu kazanmayla bitmeyen tüm mücadelelerimizi de kazanım olarak görmeyi öğrendiğimizde… Başarının kendisinin sonda değil sona giden yolda saklı olduğu gerçeğini ilke edindiğimizde daha mutlu daha huzurlu sürdüreceğiz yaşamı. Kendi irademizle kendi çabamızı inşa ettiğimizde daha iyi insanlar olacağız. Başarılı, kazançlı ve mutlu…

Genç: Buraya neden geldim; sizi neden gördüm; yanınıza neden oturdum; bilmiyorum; ama inanın zihnimi kemiren birçok meseleyi çözüme kavuşturdunuz bu konuşmanızla.

İhtiyar: Yazgı… İnsan yazgısından kaçamaz.

Teşekkür edip yanından ayrıldı. Mücadelesinde önemli kazanımlar elde etmiş bir genç edasıyla sürdürdü yürüyüşünü. Adaleti öncelemeyen kişilerin vereceği nota, puana, karara bağlamadan başarıyı önemseyen biri gibi… Emeğine, alın terine, zekâsına güvenen insan gibi…

Yakup Yaşar

Yakup Yaşar
Yakup Yaşar

Dr. Öğretim Üyesi
İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü |
Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Edebiyat Fakültesi / KARAMAN

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir