Karlar Altında

Karlar Altında

Huzursuz bir sabaha uyanmıştım, yatağımın yanındaki komodinin üzerindeki çalar saate gözüm takıldı, zaman bugün bana inat hızla ilerliyordu. Yatakta miskin miskin yatmaya bir son vermeli biran önce kalkmalıydım, ama çıkacağım yolculuk gözlerimin önünde çaresizce belirginleştikçe, rengi solmuş battaniyeme daha da sıkı dolanıyordum. Askerlik yoklamam gelmişti, mecburen nüfusa kayıtlı baba toprağıma Bitlis’e gidip işlemlerimi yapmam gerekiyordu. Amerika ve Irak savaşa Kuveyt yüzünden devam ederken sınıra bu kadar yakın olmak canımı sıkıyordu. Savaşa hiçbir zaman son çare olmamalıydı ama Saddam yerinde durmayınca Amerika’nın F17’lerinin Bağdat’ı bombardımana tutmaktan başka şansı kalmamıştı. Türkiye savaşa girecek miydi? Evde, sokakta bugünlerde tek konuşulan konu buydu. Üstelik kara kışın içinde kaç saat süreceğini bilemediğim otobüs yolculuğuna çıkacak olmam da endişelerimi kat be kat arttırıyordu. Ben küçücük odamda, kafamdaki tilkilerle hesap yaparken annemin bana seslendiğini duydum ‘’Ufuk, yeşil kalın kazağını da al annem ‘’ayak sesleri daha da yakınlaşan annem ‘’kar, kış kıyamettir oralar içi kürklü şapkanı da unutma ‘’diye odanın kapısını hızlıca açıverdi. ‘’aaaaaa sen daha yatakta mısın ?’’ ‘’tamam kalkıyorum’’

Annemin anılarını da koydum bavula ayaklarım geri geri düştüm Harem otogarına. Bestvan turizm yazıhanesinden içeri elimde siyah bir spor çantayla girmiştim ki otobüs perona yanaştı. Birazdan bineceğim otobüs kaç şehri kaç saat süren yolculukla geçirecekti aklımdaki tek soru buydu. İstanbul’dan doğuya gitmek hiçte kolay değildi; artık yirmi saat mi otuz saat mi sürer bilinmez bir maceraydı. Otobüs Bingöl’e gelmişti ki yollar kapandı. Kardan kapanan yollar, doğu için esaretin bitmediği saatler, bu coğrafya insanı için ne kadar normalse benim içinde o kadar uzaktı. Tam otuz sekiz saat sonra gecenin körü nihayet gelebilmiştim Bitlis’e. Yürüdüğüm yollardan bata çıka, düşe kalka geçmeye çalışıyordum kürklü şapkam sırsıklam olmuştu. Kar neredeyse boyumu aşıyordu, yönümü bulmak imkânsızdı, fırtına şeklinde yağan kar insanın suratına çarpıyordu, soğuktan dudaklarım çatlamıştı. Şimdi bir bardak çaya neler verilmezdi? Teyzemin evini bulabilmem bu şartlar altında imkânsız gibi bir şeydi. Elimde kağıt adresi ararken evi bilen gençten, yirmilerinde, uzun boylu teyzemin oğlunun arkadaşı olduğunu söyleyen bir arkadaş bana yardım etti de evi bulabildim.
‘’tak tak tak ‘’kapıyı çaldım ama duyan olmadı bir kez daha
‘’tak tak tak ‘’
‘’kim o ‘’
‘’Ufuk ben ‘’ teyzemin küçük oğlu kapıyı açtığındaki surat ifadesi ve arkasından gülerek
‘’aneee koş kardan adam gelmiş ‘’demesiyle bütün aile kapıda beliriverdi.
Dayılarım, teyzem, teyzemin dört çocuğu bir anda çembere aldılar beni, teyzem üstümdeki karları temizlememe yardım ederken muzip olan küçük dayım
‘’oğlum bu saatte memlekette otel mi yoktu bu kadar insanı rahatsız ediyorsun ‘’diyerek hepimizi güldürmüştü. Yüklükten benim içinde bir döşek yere attılar, sabaha kadar deliksiz uyudum. Sabah uyandığımda yeni yağan kar yarım metreyi aştığı için dama kar küremeye çıkacağını öğrendiğim teyzemin çocuklarına bende yardım etmek istedim. Dama çıktığımızda, küçük dayım ön taraftan karları aşağı atıyordu. ‘’gel gel Ufuk bakalım becerebilecek misin tut şunu da görelim ‘’ Oldukça yorucu bir iş, kürediğimiz yerler tekrar doluyordu, kar hiç durmuyordu. ‘’dayı ,hiç durmaz mı burada kar ‘’ ‘’oğlum kar berekettir, temizliktir bir yağdı mı bazen bir ay bazen bir buçuk ay yağar ,kar burada bitmeyen mücadeledir.

Birsen Yalçın Güngördü

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir