Arife Çiçekleri

Arife Çiçekleri

Bayramlık ayakkabılarını kaçırdı gizli gizli. Dayanamayacaktı bir gün daha beklemeye. Gıcırdayan kapıdan usulca sıvıştı, dar sokağın başında oynayan arkadaşlarının yanına koştu. Ortalık toz toprak. Rugan parlak. Nerdeyse yüzünü görebilecek üzerinde. Öyle gururluydu ki, oyuna veremiyordu bile kendini. Ara ara bakıyor, tozlarını silmek için çorabının arkasına sürtüyordu üstünü.
Kızlar, önce yeni ayakkabısını görmezden geldiler. Sonra burunlarını çevirdiler, hıh bayramlığını giymiş bir gün önceden diye. “Beğendiler, kıskandılar da ondan.” dedi içinden. Öğrenmişti artık kıskançlığa aldırmamayı. Akşam ezanı okunmadan, babası girmeden yetişebilmek için aceleyle koştu eve. Göz göze geldiler annesiyle. Rugan daha da parladı, onu ele vermeye and içmişti sanki.
“Ah bayramlığını mı giydin sen! Şu hale bak, ne hale gelmiş, eski yüzlü olmuş bi günde! Koş elini, yüzünü yıka. Baban gelir şimdi!”
Derken açıldı bahçenin ahşap kapısı. Mor salkımların arasından göründü babası.
“Kızma, Arife çiçeği olmuş kızım!”dedi.
“O ne demek baba?”
“Bi gün önceden bayramlığını giyen çocuklara denir, senin yaptığın gibi!”
“Bana ne, yarın eski ayakkabıyla karşılarsın bayramı.” dedi annesi.
İçindekilerin hepsini sustu babası.
İçeri koştu, güzelce silmeye çalıştı bayramlığının parlak yüzünü. Elini yüzünü yıkayıp sofrayı kurmaya girişti. Ne kadar hızlı olursa, o kadar affettirecekti kendisini. Babası iftar sofrasında da çok sessizdi. Dalıp dalıp gidiyordu uzaklara.
“Şekerli bi kahve yapayım mı baba?”
“Masaj yapayım mı omzuna?”
“Kahveye gideceğim ben, yok istemem.”
Çıktı gitti. Babası gelinceye kadar beklemek istedi ama dayanamadı gözleri. Uyuyuverdi.
Sabah uyanınca koşarak içeri gitti, evde kimseyi göremedi. Bir hıçkırık sesinin peşinden bahçeye çıktı. Annesi sedirin üstüne kapanmış ağlıyordu. Bayram sabahı niye bu kadar üzgündü ki, babası neredeydi?
“Anne ne oldu sana, canın mı yandı, düştün mü, bi yerin mi kesildi?”
Annesi hiç başını kaldırmıyor, kafasını gömdüğü şal desenli yastığın üzerini gözyaşlarına boğuyordu.
“Babam nerde anne?”
“Gitti, gitti…”
“Nereye, camiye mi, kahveye mi?”
“Gitti, bırakıp gitti bizi, anlıyor musun, gitti!”
Doğruldu, kızı omuzlarından tuttu sarstı.
“Anlıyor musun terk etti bizi!”
Küçük kız, sarsılırken atkuyruğu saçları dağılmaya başladı. Kafası öne arkaya giderken yüzüne aktı perçemleri. Küçük bedeni bir elektrik akımına kapılmış gibi titrerken, gözü kapının önünde bekleyen ruganlarına gitti. Gözleri kocaman, vaktinden erken açan bahar çiçekleri gibi dondu havada sesi:
“Ben bayramlıklarımı dün giydim diye mi? Arife çiçeğiyim diye mi? O yüzden mi?”

Yazan : Deniz Köker 

Resimleyen: Beste Köker 

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir